Toplumdaki Aile İçi Şiddetin Boyutu
- 24 Kasım 2008 Pazartesi
- Bu yazı 6734 kez okundu
A. Osman ORUM
Aile İçi Şiddet ve Sonuçları:
Şiddet, herhangi birine baskı ve zorlamayla fizikî tacizde bulunmaktır. Şiddetin bu boyutu dayaktan tecavüze veya mahrum etme eylemine kadar uzanabilir.
Aile içi şiddet denilince de eşlerden birinin aile içinde eşi veya çocukları üzerinde uygulamakta olduğu fizikî baskı akla gelmektedir. Ne var ki ülkemizde aile içi şiddet denilince genelde erkeğin kadına uyguladığı fizikî veya ruhî baskı akla gelmektedir. Hâlbuki sosyolojik alanda yapılmış olan araştırmalar aile kurumunun cihanşümul bir kurum olarak bütün toplumlarda mevcut olduğunu ve aile içinde geçerli olan değerlerle sosyal hayattaki değerler arasında sıkı bir ilişki bulunduğunu ortaya koymuştur.
Devlet Bakanlığı tarafından yaptırılan araştırma sonuçlarına göre: Bazı toplumlarda şiddet, özellikle cesaretlendirilmektedir. Erkeğin karısını kontrol edebilmesi için şiddet kullanmasına izin verilmekte, hatta bazı toplumlarda bu durum, yasalarla da desteklenmektedir. Örneğin 1877 yılında mevcut olan İngiltere'deki yasalara göre, erkeğin, karısını işaret parmağından kalın olmayan bir sopa ile dövmesine izin verilmiştir. 18. ve 19. yüzyıllarda İngiltere’de erkek, ailesi üzerinde tüm haklara sahip olmuştur.
Avrupa’da dahi bu sorun henüz çözülmüş değildir. Dünyanın en çağdaş ve modern ülkelerinden olan İsveç’in üçüncü partisi “Sol parti” kadınlara yönelik şiddet hareketlerini önlemek için özel vergi konulmasını önermiş. Gerekçe de her yıl İsveç’te 40 kadının ölümüne dövüldüğünü gösteren rapordur.
Ailede kadın-erkek ilişkilerinde en önemli sıkıntılardan biri dayaktır. Sadece bugünün ölçüleri içinde değil; geçmiş asırlarda da hemen hiçbir toplumda bu vakanın tasvip edildiğini söylemek mümkün değildir. Osmanlı toplum yapısında da sanılanın aksine, kadınların dövülmesiyle ilgili az sayıdaki belgelerin hiç birinde, mağdur kadınların kocaları mahkemede haklı görülmemiş, bilakis tekrar şiddete başvurmayacağına dair kefil göstermek suretiyle onlardan teminat alınmış veyahut olayı inkâr edip de yemin edemeyenlere tazir cezası verilmiştir. Dövme fiili devamlılık kazanmışsa da mutlaka boşanmaya hüküm verilmiştir.
Kadınların kocaları tarafından dövülmesinin İslâm hukuku tarafından hoş karşılanmadığının bilinmesi gerekmektedir. Boşama hakkını ilke olarak erkeklere bırakan İslâm hukuku, dövülen kadınlara da kocasını boşayabilme hakkını vermiştir. Şöyle ki, dayak yediği için kocasının evini terk eden ve ona itaat etmeyen kadınlara kocaları "seni bir daha darb ider isem (döversem), sen benden boş ol" diyerek tekrar itaatlerini temin etme cihetine gitmişlerdir. Aynı fiil tekrar edildiğinde mağdur kadınlar olayı mahkemeye bildirerek boşanma haklarını rahatlıkla kullanmışlar ve böylece çekilmez hale gelen koca baskısından kurtulabilmişlerdir.
Toplumdaki aksaklık ve yanlışlıkların faturasını 'Dine mal etmek, maalesef, bizdeki 'malûm' bir kesimin müzmin bir saplantısıdır! 'Kadınlara dayak' başlığını konu alan haftalık bir dergide, şu ifadelere yer verilmektedir: “Dayağı, ‘Cennetten çıkma' sayan bir dinin, 'Kadın, halı gibi dövüldükçe kıymetlenir' sanan bir toplumsal anlayışın, işsizliğin, alkolün, cinsel yetersizliklerin, zayıflığın güç göstergesinden başka bir şey olmayan. Dayak v.s.” Ancak daha sonra gösterilen örneklerin tümü de Batı ülkelerinden verilmektedir. Batıda meydana gelen toplumsal aksaklıklarla İslâm dini arasında ne gibi bir bağlantı kurulabilir! Doğrusu bunu anlamak da mümkün değildir. Aynı dergide: 'Amerika kadınlara kötü muamelede rekora gidiyor' başlığı altında aynen şunlara yer verilmektedir: 'Bir yıl içinde ABD'de yaklaşık altı milyon kadın, kocalarından dayak yedi. Her yıl 2 ilâ 4 bin arasındaki kadın dayak yüzünden hayatını kaybediyor. ABD' de Federal Soruşturma Bürosunun yayınladığı rapora göre, öldürülen kadınların % 40'ının ecelleri kocalarının elinden oluyor.'
Aynı derginin ifadesine göre, bir yılda ABD'de, tecâvüze uğrayan kadınların sayısının 100 bin olduğu belirtilmektedir. Son günlerin basın haberlerine göre, Rus erkeklerinin de eşlerini dövme de rekora gittikleri dikkat çekmektedir. Hatta bir habere göre, Rusya Cumhuriyeti, 'kadınlara karşı şiddetin en çok uygulandığı ülke' îlân edilmiştir.
Ne yazık ki ülkemizdeki istatistikler de âolumlu gözükmemektedir: Özellikle gecekondu semtlerindeki kadınlar arasında yapılan araştırmada, kadınların yüzde 97'sinin aile içi şiddete maruz kaldığı belirlenmiş. Ailelerin % 34'ünde fiziksel, % 53'ünde ise sözlü şiddet görülmektedir. Modern hayatta ise iş stresiyle eve gelme, paylaşmama ve bencil istekler, aldatma ve doyumsuz istekler, aşağılama, kaba üslûp, kaba ve sert davranışlar, günümüz ailesinde en çok yükselen şikâyetlerdendir. Özellikle aile içi şiddet, geleneksel ailede olduğu gibi, yapılan araştırmalarda modern toplumlarda da yüksek oranda görülmektedir. Yapılan bir araştırmaya göre ailede fiziksel şiddet %34, sözlü şiddet %54, cinsel şiddet %9, çocuklara yönelik fiziksel şiddetin oranı ise %46’dır. Bu milletçe bizi dehşete düşürecek bir orandır. Bunun nedenleri incelendiğinde alkol, eğitimsizlik, dini terbiyeden mahrumiyet ve diğer bazı kötü alışkanlıklarla karşılaşmaktayız. Bu durum, içkiyi çağdaşlığın göstergesi olarak görenleri daha çok düşündürmelidir.
Bu konuda verilen bir rapora göre, şiddet ve cinsel istismarla karşılaşan özellikle kız çocukları, ilerleyen yaşlarda fuhuş ve uyuşturucu kullanımı ile suça çok rahat sürükleniyorlar. Şiddet, istismar ve dışlama sonucunda organize gruplara sığınan bu çocuklar, hırsızlık gasp, yaralama ve kapkaç gibi olaylara karışmaya hazır kuvvet haline geliyorlar.
Şiddet uygulanan kadın, psikolojik olarak hasar görür, kendine olan güveni sarsılır ve özgüvenini kaybeder. Erkekler de çoğu zaman, kadına bunu hissettirmek için şiddete başvururlar. Oysa akıllı kadın, erkekte ‘İyi ki varsın’ duygusu uyandıracak şekilde davranır, yaşamda pozitife vurgu yaparsa, erkeği teslim alır ve onu istediği yöne sevk eder. Yâni kadın böyle davranarak, sonunda istediği şeyleri gerçekleştirir, zaten önemli olan da sonuç almaktır. Öfkenin şiddete dönüşmemesinde bir müslümanın yaklaşımı, örneğin, itfaiyecinin yangını azaltarak söndürmesi gibi, var olan öfkeyi söndürecek bir yaklaşım sergilenmelidir.
Rasulüllah (sas)’ın şöyle dediği nakledilmiştir: “Öfke şeytandandır, şeytan da ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile söndürülmektedir; öyleyse biriniz öfkelenince hemen kalkıp abdest alsın” (Ebu Davud, Edeb, 4)
Bir başka hadis-i şerifte ise: “Sizden biriniz ayakta iken öfkelenirse otursun, öfkesi geçerse ne âlâ, öfkesi geçmezse yatsın.” (Camiü’s-Sağir, 1/424 11)
- İSLAM DÜŞMANLIĞI - 15 Ocak 2015 Perşembe
- İSLAM MEDENİYETİN KAYNAĞIDIR - 6 Kasım 2014 Perşembe
- CAMİLERİMİZ - 9 Ekim 2014 Perşembe
- GAZZE BAHTINA MI KÜSSÜN? - 12 Ağustos 2014 Salı
- KUTLU DOĞUM HAFTASI VE SAMİMİYET - 15 Nisan 2014 Salı
- EMEK VE KAZANÇ - 25 Mart 2014 Salı
- OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN.... - 5 Aralık 2013 Perşembe
- OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN.... - 18 Kasım 2013 Pazartesi
- ALLAH - KAİNAT - NSAN - 3 Ekim 2013 Perşembe
- Haccı Yapmak ve Hacı Kalabilmek - 11 Eylül 2013 Çarşamba
- HELAL KAZANÇ MÜSLÜMANA YAKIŞIR - 15 Ağustos 2013 Perşembe
- ORUÇ VE İNSAN İLİŞKİSİ - 11 Temmuz 2013 Perşembe
- BERAT KANDİLİ - 24 Haziran 2013 Pazartesi
- İSLAM İLE ONURLANMAK - 15 Nisan 2013 Pazartesi
- İMAN VE TAKVA - 28 Mart 2013 Perşembe
- KADIN VE ERKEK AYRIMCILIĞI YANLIŞTIR - 8 Mart 2013 Cuma
- GÖNÜL DÜNYAMIZ ÜZERİNE - 14 Şubat 2013 Perşembe
- VAKİT HAKKINI İSTER - 17 Ocak 2013 Perşembe
- HAC YOLUNDAN ESİNTİLER - 20 Aralık 2012 Perşembe
- HACC ÜZERİNE BAZI MÜLAHAZALAR - 11 Ekim 2012 Perşembe
- MÜSLÜMANIN MÜSLÜMANA HAKLARI ÜZERİNE - 20 Eylül 2012 Perşembe
- KARDEŞLİK ÜZERİNE - 28 Ağustos 2012 Salı
- ORUÇTA NİYET - 20 Temmuz 2012 Cuma
- NEFİS TERBİYESİ ÜZERİNE - 28 Haziran 2012 Perşembe
- ÇALIŞMAK ALLAH’IN EMRİDİR - 12 Haziran 2012 Salı
- ÇALIŞMAK ALLAH EMRİDİR. - 12 Haziran 2012 Salı
- KARDEŞLİĞİ ONDAN ÖĞRENDİK - 2 Mayıs 2012 Çarşamba
- ZİNADAN SAKINMAK - 6 Nisan 2012 Cuma
- ŞEHİTLİK VE ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ - 15 Mart 2012 Perşembe
- KURAN VE TOPLUM - 27 Şubat 2012 Pazartesi
- MEVLİT KANDİLİ - 3 Şubat 2012 Cuma
- NEFİS VE NEFSİN MERTEBELERİ - 13 Ocak 2012 Cuma
- Helal Kazanç - 22 Aralık 2011 Perşembe
- EKONOMİ VE İSLAM (2) - 7 Aralık 2011 Çarşamba
- EKONOMİ VE İSLAM - 23 Kasım 2011 Çarşamba
- İslam’da Sağlığı Korumanın Önemi - 3 Kasım 2011 Perşembe
- GÖNÜL DÜNYAMIZ - 17 Ekim 2011 Pazartesi
- İsraf ve Tasarruf Üzerine - 12 Eylül 2011 Pazartesi
- RAMAZAN VE TOPLUM - 10 Ağustos 2011 Çarşamba
- RAZANA GİRERKEN - 28 Temmuz 2011 Perşembe
- DİN VE DÜNYA İŞİNDE MAL VE İLMİN YERİ - 30 Haziran 2011 Perşembe
- ÜÇ AYLAR ÜZERİNE - 6 Haziran 2011 Pazartesi
- ETİK DEĞERLER VE KUL HAKLARI - 20 Mayıs 2011 Cuma
- Peygamberimizin Merhameti Üzerine - 21 Nisan 2011 Perşembe
- İslam’da Kolaylaştırma ilkesi - 25 Mart 2011 Cuma
- İslam’da Kolaylaştırma ilkesi - 25 Mart 2011 Cuma
- Gelir Dağılımında Eşitlik İlkesi: - 17 Şubat 2011 Perşembe
- İNSAN HAKLARI - 21 Ocak 2011 Cuma
- İSLAM’DA YILBAŞI KUTLANIR MI? - 4 Ocak 2011 Salı
- Başkasını Kendine Tercih Etmek - 16 Aralık 2010 Perşembe
- Bayramlarımız - 22 Kasım 2010 Pazartesi
- Bayramlarımız - 22 Kasım 2010 Pazartesi
- İSLAM TASAVVUFU - 10 Kasım 2010 Çarşamba
- DİN TERBİYESİ ÜZERİNE - 25 Ekim 2010 Pazartesi
- Şehitlik ve Gazilik - 17 Eylül 2010 Cuma
- EVLİLİK HAZIRLILIKLARI - 16 Ağustos 2010 Pazartesi
- Hicret (Hz. Peygamberin Medine’ye Göçü) - 22 Temmuz 2010 Perşembe
- Yaz Kuran Kursları Üzerine - 1 Temmuz 2010 Perşembe
- CENNET VE TANIMI ÜZERİNE - 27 Mayıs 2010 Perşembe
- Eskişehir’in Mana Erlerinden: - 27 Nisan 2010 Salı
- Eskişhir’in tarihi - 8 Nisan 2010 Perşembe
- MEHMET AKİF VE İSTİKLAL MARŞI - 16 Mart 2010 Salı
- HURAFELER ÜZERİNE - 22 Şubat 2010 Pazartesi
- UMRE ZİYARETİ - 5 Şubat 2010 Cuma
- DİN VE DÜNYA DENGESİ İÇİN - 15 Ocak 2010 Cuma
- HİCRET VE HÎCRÎ YILBAŞI - 31 Aralık 2009 Perşembe
- KURBAN VE DİNDEKİ YERİ - 7 Aralık 2009 Pazartesi
- HACCI ANLAMAK - 9 Kasım 2009 Pazartesi
- Fütüvvet Ruhu (Müslüman Gençliğin Profili) - 26 Ekim 2009 Pazartesi
- OSMANLI’DA AHİLİK TEŞKİLATI - 8 Ekim 2009 Perşembe
- Ramazan’ın Ardından - 25 Eylül 2009 Cuma
- KADİR GECENİZ KUTLU OLSUN - 15 Eylül 2009 Salı
- ZEKATI ANLAMAK - 7 Eylül 2009 Pazartesi
- RAMAZAN AYININ ÖNEMİ - 24 Ağustos 2009 Pazartesi
- OSMANLININ KURULUŞUNDA KARACAŞEHİR VE EDEBÂLİ - 10 Ağustos 2009 Pazartesi
- Mutluluğa Doğru - 28 Temmuz 2009 Salı
- MİRAC (İLAHİ YOLCULUK) - 18 Temmuz 2009 Cumartesi
- İntihar - 9 Temmuz 2009 Perşembe
- REĞAİP GECESİ - 25 Haziran 2009 Perşembe
- HER CAN KUTSALDIR - 15 Haziran 2009 Pazartesi
- Dini Eğitimin Topluma Etkisi - 31 Mayıs 2009 Pazar
- EĞİTİMDE ÖĞRETMENİN ROLÜ - 5 Mayıs 2009 Salı
- EĞİTİMDE AİLENİN ROLÜ - 21 Nisan 2009 Salı
- Eğitim ve Toplum - 11 Nisan 2009 Cumartesi
- Din ve İnsan - 31 Mart 2009 Salı
- ANADOLUNUN MANEVİ FATİHLERİ (Yunus Emre) - 19 Mart 2009 Perşembe
- PEYGAMBERİMİZİN AİLE HAYATI - 10 Mart 2009 Salı
- İSLAM’DA İNSANIN TANIMI - 1 Mart 2009 Pazar
- Günahlardan arınmalıyız - 22 Şubat 2009 Pazar
- Akrabalık İlişkilerimize Dikkat Edelim - 15 Şubat 2009 Pazar
- İSLAM’DA EMANET BİLİNCİ - 8 Şubat 2009 Pazar
- Yüzlerinde Maske Taşıyanlar - 1 Şubat 2009 Pazar
- EVLİLİK DIŞI İLİŞKİLER - 23 Ocak 2009 Cuma
- Fuhuş ve İslam - 12 Ocak 2009 Pazartesi
- Aileyi ve Toplumu Yıkan Dinamitlerden Fuhuş: - 5 Ocak 2009 Pazartesi
- Kötü Alışkanlıklar Üzerine - 29 Aralık 2008 Pazartesi
- Çocuk Terbiyesinde Şiddet ve Korku - 22 Aralık 2008 Pazartesi
- Çocuk Terbiyesinde Allah Sevgisinin Önemi - 15 Aralık 2008 Pazartesi
- İslam’da Kurbanın Yeri ve Önemi - 6 Aralık 2008 Cumartesi
- Aile İçi Şiddetin Sebepleri ve Şiddeti Kullananlar: - 1 Aralık 2008 Pazartesi
- Toplumdaki Aile İçi Şiddetin Boyutu - 24 Kasım 2008 Pazartesi
- İSLAMDA İBADETİN YERİ VE ÖNEMİ - 14 Kasım 2008 Cuma
- Nefis Ve Onun Terbiyesi Üzerine - 7 Kasım 2008 Cuma
- İsrafa Karşı Tasarruf Bilinci - 4 Kasım 2008 Salı

